Velayet.Online'a

Hemen üye olabilirsiniz.

Duyuru

Collapse
No announcement yet.

NURA GİDEN YOL (Ayetlerin Kısaca Tefsiri)

Collapse
X
 
  • Filtrele
  • Zaman
  • Göster
Hepsini Sil
new posts

  • Nura giden yol (119)

    Bismillahirrahmânirrahîm

    Nisa suresinin 26 ila 28. ayetlerine kulak veriyoruz:



    يُرِيدُ اللّهُ لِيُبَيِّنَ لَكُمْ وَيَهْدِيَكُمْ سُنَنَ الَّذِينَ مِن قَبْلِكُمْ وَيَتُوبَ عَلَيْكُمْ وَاللّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ(*)


    وَاللّهُ يُرِيدُ أَن يَتُوبَ عَلَيْكُمْ وَيُرِيدُ الَّذِينَ يَتَّبِعُونَ الشَّهَوَاتِ أَن تَمِيلُواْ مَيْلاً عَظِيمًا (*) يُرِيدُ اللّهُ أَن يُخَفِّفَ عَنكُمْ وَخُلِقَ الإِنسَانُ ضَعِيفًا



    Yani:

    “Allah size (bilmediklerinizi) açıklamak ve sizi, sizden önceki (iyi) lerin yollarına iletmek ve sizin günahlarınızı bağışlamak istiyor. Allah hakkiyle bilicidir, yegâne hikmet sahibidir. Allah sizin tevbenizi kabul etmek ister; şehvetlerine uyanlar (kötü arzuların esiri olanlar) ise büsbütün yoldan çıkmanızı isterler. Allah sizden (yükünüzü) hafifletmek ister; çünkü insan zayıf yaratılmıştır.

    Evliliğe teşvik ve şartları belirleyen geçen ayetlerin devamında bu ayetler tüm bu hükümlerin sizin yararınıza olduğunu belirtiyor. Yüce Allah sizi saadete ulaştırmak ve kötülüklerden uzaklaştırmak için bu hükümleri belirlemiştir. Çünkü Allah'ın sünneti, insanları irşad etmek ve hidayete erdirmektir ve bu yüzden insanlara peygamberler ve kitaplar göndermiştir. Lakin kendileri sapık olan bazı insanlar başkalarını da saptırma peşindedir ve nefsanî ve şehvetvari içgüdüleri gündeme getirerek başkalarını da kendileri gibi adi hevesler ve şehvetin tutsağı yapmaya çalışır.
    Son ayet yüce Allah'ın hükümlerinin zor olmadığını, yüce Allah'ın insanların bu tür isteklere karşı genel zafiyetlerini gözeterek kolay hükümler getirdiğini ve çeşitli izdivaç yollarını göstererek beşeri içgüdülere gem vurmak için meşru ve kontrol altındaki yolları belirlediğini ve böylece insanları günaha bulaşmaktan ve toplumu kirletmekten koruduğunu vurguluyor.

    Bu ayeti kerimelerden şunu öğrenmekteyiz:

    1 - Dinin hükümleri, Allah'ın kullarına lütfudur, çünkü onlara doğru yaşama yolunu gösterir.

    2 - Cinsel içgüdü, beşerin diğer içgüdüleri gibi doğal ve fıtridir. Ancak cinsel özgürlük ve gayri meşru ilişkiler aile ve sonuçta toplum düzenini çökertir.

    3 - İslam dini kolay bir dindir ve bu dinde çıkmaz yoktur. Dinin hükümleri kolay ve uygulaması mümkün olan hükümlerdir.

    Şimdi, Nisa suresinin 29 ve 30. ayetlerini dinliyoruz:



    يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ تَأْكُلُواْ أَمْوَالَكُمْ بَيْنَكُمْ بِالْبَاطِلِ إِلاَّ أَن تَكُونَ تِجَارَةً عَن تَرَاضٍ مِّنكُمْ وَلاَ تَقْتُلُواْ أَنفُسَكُمْ إِنَّ اللّهَ كَانَ بِكُمْ رَحِيمًا (*) وَمَن يَفْعَلْ ذَلِكَ عُدْوَانًا وَظُلْمًا فَسَوْفَ نُصْلِيهِ نَارًا وَكَانَ ذَلِكَ عَلَى اللّهِ يَسِيرًا


    Yani:

    “Ey iman edenler! Karşılıklı rızaya dayanan ticaret olması hali müstesna, mallarınızı, bâtıl (haksız ve haram yollar) ile aranızda (alıp vererek) yemeyin. Ve kendinizi öldürmeyin. Şüphesiz Allah, sizi esirgeyecektir.
    Kim düşmanlık ve haksızlık ile bunu (haram yemeyi veya öldürmeyi) yaparsa (bilsin ki) onu ateşe koyacağız; bu ise Allah'a çok kolaydır.”


    Kendimizin ve halkın namusunu her türlü cinsel tecavüze karşı korumayı ve başkalarının iffetine el uzatmayı men eden geçen ayetlerin devamında bu ayetler müminleri başkalarının mal ve canına tecavüz etmekten men ederken şöyle buyurmakta:
    Başkalarının malını ve canını kendi malınız ve canınız gibi görün ve onlara zulmetmeye gönlünüz razı olmasın. Başkalarının malına el uzatmak her ne şekilde olursa olsun, batıl ve yanlıştır. Ancak eğer arada bir nevi muamele ve ticaret söz konusu ise ve mal sahibi gönül rızası ile bu muameleyi gerçekleştirmiş ise sorun yoktur.
    Öte yandan başkalarının canına kıymak, zulüm ve saldırganlıktır ve bu yüzden ağır cezası bulunmaktadır. Bu ceza kıyamet gününde cehennem ateşi şeklinde ortaya çıkar ve zalimin her tarafını sarar.

    Bu ayeti kerimelerden şunu öğrenmekteyiz:

    1 - İslam'da bireysel mülkiyet önemlidir ve her türlü alış verişte mal sahibinin rızası şarttır.

    2 - Yanlış iktisadi düzen sosyal dengesizliklere sebep olur ve toplumda kavga ve cinayetin zeminini hazırlar.

    3 - İnsanın canı saygındır ve hem intihar etmek ve hem başkalarını öldürmek haramdır.

    4 - Yüce Allah kullarını sever, ancak mütecavizlere karşı serttir, çünkü O'nun katında insanların hakları daha önemlidir.

    Şimdi, Nisa suresinin 31. ayetini dinliyoruz:



    إِن تَجْتَنِبُواْ كَبَآئِرَ مَا تُنْهَوْنَ عَنْهُ نُكَفِّرْ عَنكُمْ سَيِّئَاتِكُمْ وَنُدْخِلْكُم مُّدْخَلاً كَرِيمًا


    Yani:

    “Eğer yasaklandığınız büyük günahlardan kaçınırsanız, sizin küçük günahlarınızı örteriz ve sizi şerefli bir yere sokarız.

    Bu ayetten günahların yüce Allah nezdinde küçük ve büyük olmak üzere iki grup olduğu anlaşılır. Kuşkusuz her günah ister küçük ister büyük, Allah'ın emrine karşı çıkma anlamına geldiği için çirkindir. Fakat günahların getirileri ve tesirlerine göre onları küçük ve büyük günahlara ayırmak mümkün.

    Nitekim rivayetlerde de bu günahların adı detaylı olarak gelmiştir. Günahın kapsam alanı büyüdükçe ve bireye, aileye ve topluma daha fazla zarar verdikçe o günah daha büyük ve daha çirkindir.
    Nitekim bir günahı bir kişi işlerse küçük, fakat bir başka kişi tarafından işlenirse büyük sayılabilir. Örneğin toplumun büyük insanları ve yöneticileri halka örnektir ve davranışları sadece kendileri ve ailelerini değil, milyonlarca insanı ilgilendirmektir ve bu yüzden onların en küçük günahı en büyük günahlardan sayılır.
    Her halükarda yüce Allah bu ayette kendi lütfu ve rahmeti üzerine şöyle buyurmakta: Eğer siz insanlar günahlardan uzak durursanız, ben küçük günahlarınızı göz ardı eder ve sizleri bağışlayarak cennete gönderirim.

    Bu ayeti kerimeden şunu öğrenmekteyiz:

    1 - Yüce Allah bizlerin cüz'i günahlarını affeder. O zaman biz de başkalarının küçük günahlarını affetmeliyiz.

    2 - Eğer insanın fikri ve pratik ilkeleri doğru olursa yüce Allah küçük günahlarını hatta tevbe etmeksizin bağışlar.
    عاشق اگر رنگی از معشوق نگیرد در عشق خودش صادق نیست

    Yorum yap


    • Nura giden yol (120)

      Bismillahirrahmânirrahîm

      Nisa suresinin 32. ayetine kulak veriyoruz:



      وَلا تَتَمَنَّوْا مَا فَضَّلَ اللَّهُ بِهِ بَعْضَكُمْ عَلَى بَعْضٍ لِلرِّجَالِ نَصِيبٌ مِمَّا اكْتَسَبُوا وَلِلنِّسَاءِ نَصِيبٌ مِمَّا اكْتَسَبْنَ وَاسْأَلُوا اللَّهَ مِنْ فَضْلِهِ إِنَّ اللَّهَ كَانَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمًا


      Yani:

      “Allah'ın sizi, birbirinizden üstün kıldığı şeyleri (başkasında olup da sizde olmayanı) hasretle arzu etmeyin. Erkeklerin de kazandıklarından nasipleri var, kadınların da kazandıklarından nasipleri var. Allah'tan lütfunu isteyin; şüphesiz Allah her şeyi bilmektedir.


      Yaratılışın temeli, farklılıklar üzerine kurulmuştur ve yüce Allah varlık âleminin çarkını çevirmek için farklı mahlûklar yaratmış, bazılarını cansız, bazılarını bitki, bazılarını hayvan ve bazılarını da insan kılığında yaratmıştır. Bu arada insanları da bazılarını kadın ve bazılarını erkek yaratmıştır. Öte yandan erkekler ve kadınlar arasında da belki de her açıdan tıpatıp aynı olan iki insanı bulamazsınız.
      İnsanlar beden ve ruhsal açıdan bir birinden farklıdır. Kuşkusuz insanlar arasındaki bu farklılık hikmet doludur ve beşeri toplumun çeşitli ihtiyaçlarını karşılamak içindir. Nitekim bir aracın yürümesi için hem esnek olan lastik, hem de motoru için güçlü çelik, hem de şoförün önünü görmesi için şeffaf cam, hem de gece vakti yolu aydınlatması için ışık lazımdır.
      Demek ki bir taşıtın yapımında hiç biri ham madde ve işlevi ve şekli itibarı ile bir birine benzemeyen binlerce parça kullanılmış, lakin hepsi bir araya gelince bir startla çalışan bir aracı oluşturmuştur.
      Varlık âlemi de bunca azameti ile birlikte milyarlarca farklı parçaya ihtiyacı vardır ki bu parçaların her birinin belli bir görevi söz konusu olup varlığın çarkını doğru çevirmeye katkı sağlamaktadır. Beşeri toplumun sosyal yaşamında da farklı yetenekleri ve fiziksel güçleri olan insanlar gerekir ki halkın çeşitli ihtiyaçlarını karşılayabilsin.
      Bu farklılıklar kesinlikle ayrımcılık değildir. Çünkü evvela hiç bir mahlûk Allah'tan alacaklı değildir ki bu alacağını talep etsin. İkincisi bu farklılıklar hikmet üzerinedir, zulüm veya kıskançlık üzerine değil. Evet, eğer yüce Allah tüm insanlardan aynı görevi bekleseydi, bu durumda farklılıklar zulüm sayılırdı, çünkü hepsine aynı yetenekleri vermemiştir. Lakin Kuran-ı Kerim ayetleri ve rivayetlere göre yüce Allah herkese gücü kadar yükümlülük vermiştir.
      Nitekim Talak suresinin 7. ayetinde de yüce Allah'ın herkesten ona verdiği kadar yükümlülük beklemektedir, şeklinde buyrulmuştur. Tabi bu arada insanlarla diğer canlı türleri arasında önemli bir fark vardır, o da insanların düşünme kabiliyet ve seçme hakkıdır ki onun yücelmesi veya helak olmasına zemin hazırlayabilir. Bir başka ifade ile yüce Allah'ın insanlara sunduğu şeyler iki çeşittir. Bunların birincisi insanların üzerinde hiç bir rolü bulunmayan maddi ve cismi özelliklerdir ve ikincisi de insanların kendi inisiyatifine bırakılan bilim ve servet gibi durumlardır.
      Doğal olarak bu bölümde insanlar tüm gücünü harcamalı ve eğer tembellik edecek olursa kendisi sorumludur ve bu konuda Allah'ın müdahalesi söz konusu değildir. Bu yüzden bu ayet en başta Allah'ın nimetlerine değinirken şöyle buyurmakta:
      Yüce Allah'ın bazılarına verdiği ve bazılarına vermediği nimetler hakkında bir birinizi kıskanmayın ve yersiz arzularda bulunmayın. Kazanılan nimetler hakkında ise ister kadın ister erkek, kim daha çok çaba harcarsa daha çok yararlanır. Siz de çaba harcayın ve yüce Allah'tan çabalarınızı kendi kerameti ile sonuçlandırmasını talep edin.

      Bu ayeti kerimeden şunu öğrenmekteyiz:

      1 - Bizi kıskançlığa sürükleyecek başkalarının nimet ve yeteneklerine göz dikmek yerine kendi yeteneklerimizi geliştirip onlardan yararlanmaya çalışalım.

      2 - Yersiz arzular ve istekleri kendi içimizde yok edelim, çünkü birçok ahlaki rezalete yol açar.

      3 - Gerçi çalışmak ve çaba harcamak bizim işimiz, lakin zannetmeyin ki rızkımızda Allah'ın hiç bir rolü yoktur. Bizler çalışmalı ve rızkımızı Allah'tan talep etmeliyiz.

      4 - Kadınlar da erkekler gibi kendi malları üzerinde mülkiyeti vardır.

      Şimdi, Nisa suresinin 33. ayetini dinliyoruz:





      وَلِكُلٍّ جَعَلْنَا مَوَالِيَ مِمَّا تَرَكَ الْوَالِدَانِ وَالأقْرَبُونَ وَالَّذِينَ عَقَدَتْ أَيْمَانُكُمْ فَآتُوهُمْ نَصِيبَهُمْ إِنَّ اللَّهَ كَانَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ شَهِيدً

      Yani:

      “(Erkek ve kadından) her biri için, ana, baba ve akrabanın bıraktığından (hisselerini alacak olan) vârisler kıldık. Yeminlerinizin bağladığı kimselere de paylarını verin. Çünkü Allah her şeyi görmektedir.

      Her bir kadın veya erkeğin kendi çabası ile elde ettiği malın sahibi olduğunu vurgulayan geçen ayetin devamında bu ayet şöyle buyurmakta:

      “Ayrıca her kadın ve erkek, annesinden veya babasından veya yakınlardan miras aldığı malın sahibidir.

      Ayrıca çalışmak veya miras yolu ile elde edilen malların dışında meşru anlaşmalar çerçevesinde elde edilen malların da sahibidirler.
      Tarihte şöyle okumaktayız: İslam'dan önce Araplar arasında bir nevi anlaşma vardı, şöyle ki iki kişi bir birine yardımcı olmak için anlaşma yapıyordu ve eğer biri ziyana uğrarsa ötekinin bu ziyanı telafi etmesi gerekiyor ve hatta ölümden sonra bir birinin varisi da oluyordu. İslam dini günümüzün sigorta anlaşması gibi olan bu anlaşmayı kabul etti, ancak varis olmayı ancak başka bir varis olmadığı durumunda kabullendi.

      Bu ayeti kerimeden şunu öğrenmekteyiz:

      1 - İslam dininde miras kanunu ilahi bir kanundu ve hiç kimse bu kanunun özünü veya miktarını değiştiremez.

      2 - Ahde vefa farzdır, özellikle mali yükü olan ve çiğnenmesi karşı tarafa zarar verecek anlaşmalar.

      3 - Herkesin yükümlülükleri ve anlaşmaları hatta ölümünden sonra da geçerlidir ve ölümü ile anlaşma bozulmaz.
      عاشق اگر رنگی از معشوق نگیرد در عشق خودش صادق نیست

      Yorum yap


      • Nura giden yol (121)

        Bismillahirrahmânirrahîm

        Nisa suresinin 34. ayeti:



        الرِّجَالُ قَوَّامُونَ عَلَى النِّسَاء بِمَا فَضَّلَ اللّهُ بَعْضَهُمْ عَلَى بَعْضٍ وَبِمَا أَنفَقُواْ مِنْ أَمْوَالِهِمْ فَالصَّالِحَاتُ قَانِتَاتٌ حَافِظَاتٌ لِّلْغَيْبِ بِمَا حَفِظَ اللّهُ وَاللاَّتِي تَخَافُونَ نُشُوزَهُنَّ فَعِظُوهُنَّ وَاهْجُرُوهُنَّ فِي الْمَضَاجِعِ وَاضْرِبُوهُنَّ فَإِنْ أَطَعْنَكُمْ فَلاَ تَبْغُواْ عَلَيْهِنَّ سَبِيلاً إِنَّ اللّهَ كَانَ عَلِيًّا كَبِيرًا


        Yani:

        “Allah'ın insanlardan bir kısmını diğerlerine üstün kılması sebebiyle ve mallarından harcama yaptıkları için erkekler kadınların yöneticisi ve koruyucusudur. Onun için sâliha kadınlar itaatkârdır. Allah'ın kendilerini korumasına karşılık gizliyi (kimse görmese de namuslarını) koruyucudurlar. Baş kaldırmasından endişe ettiğiniz kadınlara öğüt verin, onları yataklarda yalnız bırakın ve (bunlarla yola gelmezlerse) dövün. Eğer size itaat ederlerse artık onların aleyhine başka bir yol aramayın; çünkü Allah yücedir, büyüktür.”

        Aile ve karı koca ilişkilerinde Kuran-ı Kerim'in anahtar konumundaki ayetlerinden biri olan bu ayet, bu semavi kitabın diğer birçok ayeti gibi dindar cahillerin ve dinsiz düşmanların suistifade etmelerine maruz kalmıştır. Bazı bağnaz ve cahil insanlar Kuran-ı Kerim'in bu ayetine istinat ederek kendilerini malik ve kadınları köle gibi görmektedir, öyle ki kadın hiç bir hakkı olmaksızın kocasının kulu kölesi olmalı ve kendinden hiç bir iradesi olmamalı ve erkeğin her emri onun için Allah'ın emriymiş gibi olmalı ve eğer kadın, eşinin emirlerine karşı çıkarsa en ağır bir şekilde cezalandırılmalıdır. İşte bu radikal ve yanlış yaklaşım yüzünden İslam düşmanları alaylı bir şekilde İslam dinini ve Kuran-ı Kerim'i sorgulamakta ve bu ayetin kadın haklarına aykırı olduğunu ileri sürmektedir. Oysa onlar asla ayetin manası ve tefsirine dikkat etmemekte ve sadece kendi zevklerine göre anlam çıkarmaktadır. Şimdi konuya açıklık getirmek için ayeti iki bölüme ayırıp her bölümü ayrı olarak izah etmeye çalışacağız.
        Ayetin ilk bölümü erkekleri, kadınların işlerinden sorumlu yöneticiler olarak tanıtır. Günümüzde sosyoloji biliminde aile birimi, toplumu oluşturan temel taşı olarak tanıtılır ve bu birimin büyük önemi söz konusudur. Her aile bir kadın ve bir erkeğin izdivaç anlaşması ile şekillenir ve çocukların dünyaya gelmesi ile birlikte gelişir. Kuşkusuz bu küçük toplum kendi ihtiyaçlarını karşılamak ve yönetmek için bir yöneticiye ihtiyacı vardır, yoksa aile içinde kargaşa yaşanır. Nitekim bir öğrenci yurdunda bir arada yaşayan öğrenciler bir kişiyi yemek işleri ve bulaşıkları yıkamakla görevlendirmezse düzensizlik yaşanır.
        Dolaysıyla aile içinde bir yöneticinin bulunması kaçınılmaz bir zarurettir. Doğal olarak çocuklar ailenin ve ebeveynlerin yöneticisi olamazlar. Kuran-ı Kerim kadın ve erkek arasında erkeği iki sebepten ötürü evin yöneticisi olarak tanıtır. İlkin erkekler fiziksel olarak kadınlardan daha güçlüdür ve bu yüzden çalışıp gelir elde etmek için daha elverişlidir. İkincisi ise evin geçimini sağlamak erkeğin işidir ve bu bağlamda kadınlar hatta özel geliri olsa bile hiç bir sorumluluğa sahip değiller. Bir başka ifade ile İslam dini evin geçimi gibi ağır bir yükümlülüğü erkeklerin omzuna koyduğundan evin yönetimini de onlara teslim etmiştir ve bu konuda erkek sadece sorumludur, zorbalıkta bulunma veya sadece hükmetme hakkı yoktur. Öte yandan erkeğin sorumluluk alanı aileyi yönetmektir, kadını kendi işlerini yaptırmak için sömürmek ve zulmetmek değil.
        Eğer erkek, aileyi yönetmekte suçlu davranırsa ve kadının nafakasını ödemekten kaçınır veya yaşamı eşine ve çocuklarına zehir edecek olursa bu durumda kadının talebi üzerine kadı veya yargıç duruma müdahale eder ve gerektiğinde erkeği kendi yükümlülüklerini yerine getirmeye zorlar.
        Genel olarak şunu unutmamak gerekir ki erkeğin aile ortamındaki yöneticiliği kesinlikle onun kadından üstün olduğu anlamına gelmez. Üstünlüğün kriteri takva ve imandır.
        Ayetin ikinci bölümü ise iki grup kadına işaret ediyor. Bir grup kadınlar aile düzenine karşı sorumluluk duygusu taşıyan saliha kadınlardır ki sadece eşinin huzurunda değil, onlar yokken bile şahsiyetlerini, sırlarını ve haklarını korumuştur. Bu tür kadınlar takdir edilmiştir. Ancak ikinci bir kadın grubu vardır ki eşlerine itaat etmekten kaçınmıştır. Kuran-ı Kerim burada isyankârlıklarından çekindiğiniz kadınları nasihat edin diyor ve eğer nasihatleriniz etkili olmaz ise onlarla bir süre konuşmayın ve evlilik işlerinde ona ilgisizlik gösterin ve böylece onlardan razı olmadığınızı belirtin diyor. Lakin eğer kadın isyan etmeye ve evlilik görevini yerine getirmemeye devam ederse ve şiddete başvurmaktan başka çare kalmaz ise o zaman kocaya eşini vurma hakkı tanıyor, lakin bu vurmak gayet yumuşak ve sadece kadını hatası hakkında bilinçlendirmek için olmalı diyor.
        Yukarıda sözü edilen üçlü aşama kadının, kocasının isteklerini yerine getirmekte gösterdiği itaatsizlik derecesine göredir. Bazen kadın sadece sözlü olarak eşine isyan eder ki bu durumda onu nasihat etmek gerekir. Bazen kadının itaatsizliği pratiktedir ki bu durumda koca da pratik olarak karşılık vermeli ve eşini yatağından uzaklaştırmalı. Ancak bazen kadının itaatsizliği çok şiddetlidir ki bu durumda onu vurmak gerekir.
        Kuşkusuz eğer erkek de yaşamı ile ilgili görevini yerine getirmez ise yargıç onu yargılar ve gerektiğinde ceza verir, çünkü kocanın nafaka ödememesi hukuki bir meseledir ve bu durumu yargıya taşıyarak takip etmek mümkündür. Ancak kadın ve erkeğin özel ilişkileri gizli bir mesele ve aile içinde kalması gereken bir konu olduğundan İslam dini bu meselenin mümkün mertebe aile içinde halledilmesini tercih etmiş. Bu yüzden erkek eğer bu konudan rahatsız ise hatta eşini vurma derecesine kadar ceza verebilir ve böylece ailenin hürmeti ve onurunu korumuş olur. Tabi biraz önce bahsettiğimiz gibi bu vurmak kesinlikle yumuşak olmalı ve kadının vücuduna kısas veya diyet ödemeyi gerektirecek kadar zarar vermemeli.
        Eğer İslam'ın bu yaklaşımı dikkatlice irdelenirse çok zarif bir şekilde ve aşama aşama aile ocağını çöküşten kurtarmaya çalıştığı görülecektir.

        Bu ayeti kerimeden şunu öğrenmekteyiz:

        1 - İki kişilik bir toplulukta bir kişi mutlaka yönetici seçilmeli ve bu kişi, yaşamın giderlerini karşılayan taraf olmalı.

        2 - Kadının eşine itaat etmesi zafiyet işareti değil, aileye ve bekasına verilen önemin işaretidir.

        3 - Salih amel sadece oruç ve namaz değil, aile haklarını korumak ve aile içindeki görevleri yerine getirmek de salih ameldir.

        4 - Kocanın hatakar eşi ile ilişkisi, iyilik ve ıslah etmeye yönelik olmalı, intikam almak veya bahane aramaya yönelik değil.

        5 - Erkekler şunu bilmelidir ki eğer yüce Allah ailenin sorumluluğunu onlara teslim etmiş ise, aynı zamanda onların davranışını de

        gözetlemektedir ve kıyamet gününde eş ve çocuklarına karşı davranışlarının hesabını vermelidir.
        عاشق اگر رنگی از معشوق نگیرد در عشق خودش صادق نیست

        Yorum yap

        Hazırlanıyor...
        X
        UA-144742133-1