Velayet.Online'a

Hemen üye olabilirsiniz.

Duyuru

Collapse
No announcement yet.

Demokrasİ neden zuhuru engelleyen bİr Şİrktİr

Collapse
X
 
  • Filtrele
  • Zaman
  • Göster
Hepsini Sil
new posts

  • Demokrasİ neden zuhuru engelleyen bİr Şİrktİr

    DEMOKRASİ NEDEN ZUHURU ENGELLEYEN BİR ŞİRKTİR
    Bismillah
    Demokrasi yeni çıkmış gibi dursa da dünyada çok eskiden beri süregelen bir yönetim biçimidir. “Demokrasi, dünyadaki tüm üye veya vatandaşların, organizasyon veya devlet politikasını şekillendirmede eşit hakka sahip olduğu bir tür yönetim biçimidir. Yunanca dimokratia (yardım•bilgi) (δῆμος, yani dimos, halk zümresi, ahali + κράτος, yani kratos, iktidar) sözcüğünden türemiştir. Türkçeye, Fransızca démocratie sözcüğünden geçmiştir. (Wikipedia ansiklopedisi)
    GERÇEKLEŞMESİ İMKÂNSIZ HAYAL
    Demokratik ya da başka bir beşeri düzende bir ülkedeki yönetimde tüm vatandaşların eşit şekilde söz hakkının olabileceği ideal anlamda bir düzen kurmak mümkün müdür? Bu insanın doğasına terstir. Dünya tarihi ortadadır. Güçlüler hiçbir ülkede “Hadi yönetimi birlikte götürelim, herkesin dediği olsun.” der mi, demiş midir? Şüphesiz ki hayır! Bu gün demokrasinin en iyi uygulandığı Avrupa ülkelerinde bile adalet eşitlik ve hakkaniyet yok ki! Demokrasi kelimesi kitlelere gaz verip; “Kendi kendinizi siz yöneteceksiniz.” deyip, onları zenginlerin sömüreceği bir düzene razı etmek için kandırma aracından başka nedir ki!
    Varsayalım yönetimde herkesin eşit oranda söz hakkı var. Demokrasi tıkır tıkır işliyor. Bu durumda yine; “İslam’ın istediği olmuştur.” mu diyeceğiz? Tabi ki hayır! İslam’a göre halkın istediği değil Allah’ın istediği olmalıdır. Yönetimde hükmedecek kanunların da yöneticinin de Allah tarafından belirlenmesi gerekir. Allah’ın emri budur. Yöneticiler Allah’ın indirdikleriyle hükmetmezse onların kâfir oldukları bildirilmiştir. (Bkz: Maide 44).
    “Şüphesiz Rabbiniz Allah, gökleri ve yeri altı günde yarattı, sonra Arş üzerine hükümran oldu. O, geceyi durmadan kovalayan gündüze bürüyüp örter; güneş, ay ve yıldızlar O’nun emrine amadedir. İyi bilin ki yaratma ve emretme (yetkisi) O'nundur. Âlemlerin Rabbi olan Allah ne yücedir.” (Araf, 54)
    Allah; “Ben yarattım, emreden benim!” buyuruyor bu ayette. İnsanlığı ve dünyayı kim yaratmışsa onun hükmünün geçerli olması en mantıki kuraldır. Dünya halkının tamamı bir araya gelip Allah’a kendi sözünün tersini kabul ettirebilir mi? Bir tanesini bile? Hayır! Allah her dönem için Peygamber seçerek onları dünyaya doğal yönetici olarak atamıştır. Onlara da ilahi kitapları göndererek böylece dünyada uyulacak kuralları belirlemiştir. İnsanoğlunun artık itaatten başka yolu yoktur. Şayet İslam’a göre konuşacak olursak.
    Bu nedenle demokrasi yalan da gerçek de olsa insanın insana taptığı bir düzendir. Siz devlette yasal yapıyı kimin kanunlarıyla kurmuşsanız, tanrınız o olmuş olur. Allah ise ülke yönetiminde sadece kendi kanunlarının geçerli olmasını emretmektedir. Hükmüne kimseyi ortak etmemektedir. Bu konuda ayetler çoktur.
    “Sonra (Ey Muhammed) Seni din hususunda açık bir şeriat sahibi kıldık. Sen ona uy, bilmeyenlerin heva ve heveslerine uyma.” (Casiye, 18)
    “De ki: “Ne kadar kaldıklarını Allah daha iyi bilir. Göklerin ve yerin Gaybı O'nundur. O, ne güzel görmekte ve ne güzel işitmektedir. O'nun dışında onların bir velisi yoktur. O kendi hükmünde hiç kimseyi ortak kılmaz.” Kehf 26
    DEMOKRASİ DÜN BENİ SAİDE GÖLGELİĞİNDE İMAMET’İ ENGELLEDİ, BU GÜN ZUHURU ENGELLİYOR!
    Peygamberin (s.a.a) vefatından sonra, daha onun cenazesi defnedilmemişti. Ensar 100 kişilik yer odası olan Saide oğullarının gölgeliğinde Peygamberin (s.a.a) yerine geçecek halifeyi belirlemek üzere toplandı. Orada Ebubekir’i halife olarak belirleyip ona biat ettiler; sonra da Müslümanlardan biat aldılar. Böylece Allah’ın atamış olduğu 1. Ehlibeyt İmam’ı Ali (a.s) devre dışı bırakıldı. “Biz Ali (a.s)’a biat ettik.” deyip Ebubekir’e biat etmekten kaçınanların muhalefeti ise şiddet kullanarak bastırıldı. (Örneğin Malik Bin Nuveyre olayı) Halkın Ebubekir’e biat ettiğini belirttiler. Bunun karşı gelinmez dokunulmaz demokratik düzen olduğunu bildiriyorlardı adeta. Böylece demokrasiyi, halkın önüne, Allah’ın atadığı yöneticiye ulaşmalarına engel olarak diktiler. Bu gün de aynı inançta olan insanlık, Allah’ın atadığı zamanın İmam’ından (a.f) habersiz. Haberdar olanlar ise ya Zamanın İmamının gerçekleştireceği düzenin mümkün olmadığını düşünüyor ya da bu düzenin geliş şartlarını çok uzak görüyor. Allah sanki mümkün olmayacak hayali bir düzeni emretmiş! Artık, Mehdi (a.s)’a inanan, O’nun (a.s) adaleti kuracağını bilip buna iman edenlerin bile çoğu demokrat! Demokrasinin mazlum halkların sesi olacağı iyi bir düzen olduğunu sanıyorlar! Allah’ın da bu gün böyle bir düzeni kurguladığına inanacak kadar kandırılmış durumdalar. Allah bir Masumu dünyanın başına yönetici olarak görevlendirmişse, daha kimi seçecekler, kime itaat edecekler, şaşılacak iş doğrusu! Rabbimiz tüm dünyada hâkim olmak üzere eleştirilmez Kur’an’ı göndermişse, aynı şekilde Masumların söyledikleri birer kanun olup karşı gelmek insanı dinden çıkarıp kâfir yapıyorsa, daha halk hangi kanunu koyacak o da şaşılacak şey!
    Zuhur zamanını bildiren hadislerde; insanlar tüm beşeri düzenlerden ümidini kesip; “Sorunları ancak; gaybdaki İmam’ın başta olduğu adalet düzeni halledebilir, demedikçe, gözlerini beklemeye dikmedikçe zuhur olmayacak.” denir. İmam (a.s) gaybetten, insanların, “Beşeri düzenlerle bu iş olmuyor, dünya adalete ve huzura ulaşmıyor.” düşüncesiyle, tüm sistemlerden ümit kesince çıkacak, deniyor. " İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Hayır Allah’a andolsun ki tümüyle ümitsizliğe düşmedikçe yolunu gözetlediğiniz kimse gelmeyecektir.” (Mizanu’l-Hikme Hadis no: 1207)
    İmam Bakır (a.s) şöyle buyuruyor: "Bizim devletimiz en son devlettir. İktidar liyakati olan her hanedan bizden önce hükümet edecektir ki bizim hükümetimiz kurulduğunda "eğer hükümet etseydik bizde Al-i Muhammed -Muhammed soyu- gibi davranırdık" demesinler. "Akibet takva sahiplerinindir" ayetinin manası da budur." Bihar-ul Envar, c.52, s.244.
    Gaybetin nedenini açıklayan hadislerde zuhur, dünya İmamı beklemezken ve beşeri düzenlerden ümidini kesmeden olsa, Müstekbirler önceki İmamları katlettikleri gibi Mehdi (a.s)’ı da katleder, deniyor. Zurare şöyle rivayet etmiştir: Cafer Sadık (a.s)’ın şöyle dediğini duydum: «Kâim (Mehdî a.s) ortaya çıkmadan önce, ortadan kaybolacaktır. "Niçin?" dedim. Buyurdu ki: «Korkacaktır, -eliyle karnını göstererek- öldürülmekten korkacaktır.» (Usulü Kafi 9-(892)
    GECİKTİREN DEĞİL ADETA ENGELLEYEN BİR ŞİRKTİR
    Bir alim putu şöyle tanımlar: “Put Tağutların arkasına sığınarak menfaatlerini sağladığı görünür nesne ya da soyut kavram, ad.” Demokrasi bu gün aynı işlevi görmüyor mu? Dünyanın egemen Müstekbir güçleri kurdukları sahte düzen ve algıyla dünyayı sömürüyor zulme kana boğuyorlar, bu doğru değil mi?
    Hala demokrasinin bir şirk olduğunu bilmeyen kabul etmeyen varsa, onlar şirkin ne olduğunu bilmiyor demektir. Şirk Allah’ın vasıflarından birinin başka varlıklara verilmesi demektir. Örneğin egemenlik Allah’ın bir vasfıdır. Yasa yapıcılık da. Allah’tan başka hiçbir kişi ya da kurum insanların, yaşamlarını düzenleyen kanun, emir-yasak, gibi içerikler barındıran yasa yapma hakkına sahip değildir. Yukarıdaki naklettiğimiz ayette; “Allah hükmünde kimseyi ortak kabul etmez.” buyrulur. Başka bir ayette de;
    “Hala mı cahiliyet devrinin hükmünü aramadalar? Gerçeği net bilenlere göre hükmü, Allah'tan daha güzel olan kimdir ki?” (Maide 50). “Sana ve Senden öncekilere indirilene inandıklarını zannedenleri görmüyor musun; (bu iddialarına rağmen) Tağutun önünde yönetilip yargılanmak istiyorlar. Oysa onlara Tağutu inkâr etmek emredilmiştir. Şeytan onları kesinlikle berbat şekilde saptırmak ister.(Nisa 60)
    Bu ayetlerden de anlaşılacağı gibi Allah başka hükümleri geçersiz sayıyor ve hükmetme makamında sadece kendisinin kabul edilmesini imanın şartı olarak koyuyor. Aksi halde “Hem Allah’tan başka tağutların cahiliye hükmünü kabul etmek hem de Allah’a inandığını sanmak sadece iman iddiasıdır, gerçek mümin olmak değildir.” deniyor.
    Artık açığa çıkmıştır ki ilahi Hücceti (a.s) dünyadan uzak tutan zaten bu anlayıştır. İlahi hükme yanaşmayan dünya demokrasiye ikna olmuş görünüyor. Bu gün dünyada demokrasiye karşı çıkan ne halk ne ülke olarak hiçbir yer yok. Yani dünyada güçlüsüyle zayıfıyla herkes demokratik yönde tercihini kullanmış iradesini beyan etmiştir. Dünyada kurulu düzen demokratik düzendir. E o halde tam demokrasiyi kurup işletmekten alıkoyan ne? Dünyayı kim engelliyor demokrasiyi uygulamaktan?
    Ey insanlığı kandıran dünya Müstekbirleri ve işbirlikçileri! Gücünüz olduğu halde demokrasiyi uygulamıyorsunuz ama bu aldatmaca düzene karşı gelenleri de vatan millet haini olarak suçluyorsunuz. E şu iyi olduğunu savunduğunuz demokrasiyi uygulayın da dünyanın derdine derman olmadığı görülsün! Yok, ona da yanaşmıyorsunuz. Hayır, gerçek bu değil! İnsanları; “Evet siz yöneteceksiniz, geçen seçimlerde de öyle dedik ama doğru kişiyi seçmediniz, suç sizin! Sandığı yine önünüze getirdik. Bu kez doğru birini seçin ki yönetimde sizin dediğiniz olsun.” gibi bir kurgu ve hayalle oyalayıp duruyorlar. İnsanları hayalden hayale sürüklüyorlar. Bu yalan düzen sürer, insanlar demokrasinden ümidi kesmezlerse daha çok bekleriz. Dünya mahrumları ve mustaz’afları uyanıp itiraz etmediği sürece zuhur gerçekleşmeyecektir. Demokrasiden ümitli oldukları, bir dahaki dönem ya da öteki iktidarla işlerin rayına gireceği beklentisi olduğu sürece zuhur asla gerçekleşmeyecek! O halde demokrasi zuhuru geciktiren değil engelleyen bir yalandır. Geciken şey er geç gelir. Ancak şirke düşüren demokrasi düşüncesi silinmeden, zuhur olmayacaksa (ki öyledir); demokrasi geciktiren değil engelleyen bir etken olmaktadır. Sorun üreten kendisi olduğu halde, demokrasilerde çare tükenmez safsatası varken bu dünya nasıl düzelsin! Sanki yüz yıllardır dünya zulüm düzenini oluşturan demokrasi değil İslam’dı haşa! Sanki demokrasi de bu sorunları çözüyor! Ey dünyanın aydın geçinen ve insanlığı aydınlatma misyonuyla ekmeğini kazananlar! Zaten tüm sorunları üretenin beşeri ideoloji olan demokrasi olduğunu ne zaman insanlığın bilinç dünyasına taşıyacaksınız?
    Kraliyet, komünizm totalizm vs. beşeri düzenlerin insanlığı mutlu etmediği görüldü ve dünya böylesi beşeri düzenlerden ümidini kesti. Artık önceki yüzyıllarda olduğu gibi bu sistemlere rağbet yok. Dolayısıyla bu tür geçmiş düzenler demokrasi kadar tehlikeli değildir. Ama demokrasi dünyayı ikna ettiği, “tutan bir yalan” olduğu için zuhura gerçek engel konumundadır.
    Böyle devam ettikçe zuhurun olması mümkün değildir. Çünkü insanlığa sahte ümitler vadetmekten geri durmuyor demokrasi.
    DEMOKRASİ, MASUMİYETİN FELSEFESİNE TAM ZITTIR
    İster tam olarak uygulansın ister sahtesi olsun demokrasinin İlahi atamayla gönderilen masumların getirdiklerine aykırıdır. Örneğin Müslüman bir halk olarak insanlar diyelim demokratik bir düzenle seçim yapacaklar. Kimi seçecekler? Allah’ın atadığı zamanın imamı Mehdi (a.s)’ı mı? Oylanacak olan O (a.f) midir? Allah böyle bir oylamaya razı olur mu? Allah atadığı adamı, (a.s) “Kabul ediyor musunuz, etmiyor musunuz” diye insanlara mı sorar! Hangi Peygamberi (a.s) kamuoyu yoklamasına göre seçmiştir Rabbimiz! İnsanlar doğru birini teşhis edip onu baş olarak seçsin diye Allah’a teklif edebilirler mi?
    Diğer yandan, bu gün uygulanan seçimlerde halkın istediği insanlar mı sandığa geliyor? Yoksa güç odaklarının istedikleri mi? Hadi seçim zamanı, gerçekten halk hiçbir yönlendirme, telkin reklam ve kandırmaca etkisinde kalmadan oturdu yönetim için bir isim yazdı! Neye göre yazacak? Bilgisi nedir? İnsan yöneticiliğe layık olan birinin tüm davranışlarını gözleyebilir ve kalbinden geçenleri bilebilir mi? Hain mi münafık mı seçebilir mi? Tabi ki hayır! Bu mümkün olsaydı Allah peygamber seçimini kendi yapmaz halka bıraktırdı. Rabbimiz şefkati bol olduğundan, bizim seçemeyeceğimizi bildiğinden bu atamaları kendisi yapmış. Bize kalansa sadece Allah’ın seçtiklerine itaattir.
    Demokratik kurgu yalanına göre yönetici insanların çoğunun seçmesiyle olur. Çoğunluğun dediği olur. Oysa Kur’an’da insanların çoğunluğunun doğru yoldan saptığı, nankör olduğu ve cehennemin insanların çoğunluğuyla doldurulacağı yazılıdır: “Yeryüzündekilerin çoğunluğuna itaat edersen, seni Allah yolundan saptırırlar. Onlar ancak zanna uyarlar ve onlar sadece saçmalarlar.” (En’am 116)
    Allah çoğunluk yanlış yoldadır, ben peygamber ve masumlardan her dönem için seçim yaptım, size gönderdim diyor. Şimdi konu bu kadar açık ve net! Böyle ayet ve hadisler varken yöneticiyi çoğunluğun seçimiyle belirlemenin doğru olduğunu iddia eden Müslüman nasıl var! Hayret etmemek imkansız. Dünyada demokrasinin ne tür insanları başa geçirdiğini, yüz yıllardır dünyaya zulüm düzeninin nasıl hâkim olduğunu hala mı görmezler!
    NEDEN GÖREMİYORLAR?
    İşte demokrasinin işaret ettiğimiz tehlikesi burasıdır. Tam da bu noktadan dolayı biz demokrasiyi diğer beşeri sistemlerden daha sinsi tehlike olarak görüyoruz. İnsanlara veriyorlar gazı; “Siz yönetiyorsunuz, sizin dediğiniz olacak.” diye! Hatta kendi isteklerini halk istiyormuş gibi kabul ettirmeleri yok mu! İnsanlığa yön veren aydınlar da bu olanlara sağır dilsiz kesilmiş akıntıya kapılmış gidiyor aldıkları üç kuruşluk rüşveti kar sanıyor. Zaten düşünmekten aciz yığınlar yalan düzeninden ümidi kesip gaybetteki çözüme bakarlar mı! Şiilerin bile akıllarına gelmiyor. Onlar da “pasta”dan pay kapma derdindeler. Gördükleri onca baskı zulme, engellemelere rağmen hala kendilerini temsil edecek bir demokrat aday seçme kabul ettirebilme derdindeler. Sanki parlamentonun tamamı Şii olsa Mehdi (a.s) ı gelecek reis seçip ona hazırlık yapılacakmış gibi!
    Biz sahtesiyle doğrusuyla adıyla içeriğiyle demokrasinin tamamına karşıyız. Çünkü adı önemli değil ister yabancı dilden geçmiş olsun ister şura ya da cumhuriyet gibi Arapçadan gelsin sonuç değişmez. Önemli olan içerik ve anlamdır. Hangi türden olursa olsun demokrasi ya da cumhuriyet Allah’ın seçtiğini kabul etmemektir. Allah’ın gönderdiği masumlara karşı direnmektir. İlahi seçim yerine insanları birleştirip alternatif yönetici ve kanun belirleme girişimidir. Yani Beni Saide Sakifesi’nde olduğu gibi ilahi seçimin ve atamanın halk adına devre dışı bırakılmasıdır. Sanki dünya Allah’ın seçtiği masum ve dini kabul etmeyip, başka bir adam (a.s) ve sistemi tercih ettiğinde; Allah’ın görevlisi de bir köşede yalnız kaldığında, Allah dünyadan el mi çekecek! Öteki dünyada Yüce Rabbimiz kendi atamasına muhalefet edip seçime gidenleri, getirdikleri iktidara itaat edip etmediler diye mi sorgulayacak! Yoksa “Benim seçtiğimi neden reddettiniz” diye mi! Bu dünyada işler hadi bir şekilde yürüyüp gidiyor ama ahirette bunun hesabı dünya insanına sorulmayacak mı dersiniz!
    ŞURA AYRI DEMOKRASİ AYRI
    Bazı cahil Müslümanlarla satılmış kalemler, demokrasinin, İslami sistem olan bir tür şura olduğunu iddia ederler. Oysa şura ile demokrasinin uzaktan yakından alakası yoktur. Rabbimiz şurayı emreder bu doğru. Ancak Onun emrettiği şura sırasında, karar alırken sürecin başında hata yapması ve Allah’ın yasaları dışındaki yasayı kabul etmesi imkânsız olan, masum biri vardır. Allah’ın emrettiği şura, o an yürürlüğe konması gereken ilahi yasayı insanlara açıklayıp kabul ettirme aracıydı. Öyle ya bilgi kaynağı vahiy olan üstelik insanların en zekisi bulunan Peygamberin ya da İmam (a.s)’ın bilgisi çok sınırlı insan türünden öğreneceği ne var?
    Örneğin Uhud savaşı öncesinde ashap ilahi tercihe uymadı. Masumla yapılan istişarede Peygamberin (s.a.a) şehir savunması yapılması yönündeki emrini reddettiler. Açık alanda meydan savaşı verme şeklinde olan kendi tercihlerinde ısrar ettiler. Bu noktada Resul (s.a.a) “Tamam doğrusu bu, sizin dediğiniz olsun.” mu dedi? Yoksa “İlahi atamayla baş olmuş masumun, vahiy ile getirdiği şehir savunması emrine itaat etmediniz. Görün bakalım! Meydan savaşı yapalım da nasıl yenileceksiniz nasıl her birinizin ailesinde ölümler olacak canınız yanacak!” dedirtecek bir yöntemi uyguladı. Amacı, “Bir musibet bin nasihatten daha iyidir” masuma itaat etmeyip halkın dediğini yapmanın onlara nelere mal olacağını yaşayarak öğretmekti. Bu öğrenimi gerçekleştirmek için Resul kararlıydı. Geri gelip özür dileyen gençlerin özrünü dahi kabul etmemiş ve “Zırhını giydikten sonra savaşmadan onu çıkarmak Resule yakışmaz.” buyurmuştur.
    Emredilen şuranın demokrasiden farklı olduğunu, şuranın başında Masum’un olduğunu ve bu Masum’un ilahi emri kabul ettirmek için, ilahi kararın uygulamaya konulmasını ortak kararla sağlamak için diyalog kurulduğunu açıkladık. Diğer yandan biri çıkar da; “Onların aralarındaki işleri şura (danışmayladır).” ayetini gösterip; “Masum yokken de istişare ile karar alınır.” dese biz de ona İlahi hükümlerin ve atamanın aksine bir karar alınabilir mi? diye sorarız. Örneğin Müslümanlar, Zamanın İmamını (a.s) tanımayıp, başka bir halife seçseler; bu halifenin emri ilahi emir mi olur? Allah ahirette insanları bu halifenin emrine göre mi sorgular! Tabi ki hayır! Ya da dünyadaki tüm Müslümanlar ittifakla bir ilahi emri iptal edip değiştirebilir mi, örneğin bir haramı helale çevirebilirler mi? Hayır! E, o zaman halkın dediği mi oluyor Allah’ın dediği mi?
    VEBAL AYDIN VE ÂLİMLERDE!
    Diğer sistemlerin dünyayı mutluluğa ulaştırmayacağı görülmüş anlaşılmıştır. Ne yazık ki demokrasi için aynı şeyi diyemiyoruz. Tersine o tüm insanlığı kandırmada, afyon haline getirmede zirveye ulaşmıştır. En dindar insanı bile bu konularda vahye göre düşündürtmek bazen imkânsız olabiliyor. Dünyada kaç tane Müslüman var ve kaç tanesi ilahi seçime boyun eğmiş durumda? Şüphesiz ki bu konuda büyük bir eğitimsizlik düşüncesizlik ve toplumun akıntısına teslim olunmuşluk hüküm sürüyor. Bu gidişle dünya insanının gündemine Gaip İmamın (a.s) tek çözüm ve çare olduğunu anlatmak adeta imkânsız gibi.
    Aydınlara düşünürlere, ilahi hüküm ve iradeden haberdar âlimlere büyük görev düşmektedir. Hiçbir güç, ilahi gücün üstünde değildir. Eğer ilahi seçim ve irade, bize demokrasiyi değil vahyi uygun görmüşse, bu şer’i düzeni bize Allah göndermişse bunda çok büyük ibretler ve faydalar olduğundandır. Bizim de halka bunu tebliğ etmemizi emretmişse bu imkânsız bir iş değildir. Allah yapılması imkânsız işi emretmekten münezzehtir. Zor olabilir. Ama emir kesin olduğuna göre Rabbimiz bizi bu şekilde sınamayı murat etmiştir.
    O halde hakikatleri olduğu gibi anlatmalıyız. Zamanın çıkarlarına maslahatlarına, sahte güç odaklarına göre değil Allaha göre şekil ve konum almalıyız. Onun dediği olacaktır. Böylece demokrasinin arkasındaki heva ve heveslerin, azgın tağuti güçlerin zulüm kirli necis yüzleri açığa çıkacak, onların doymak bilmeyen hırsları ayan beyan ortalığa dökülecektir.
    Allah’ım Sen Velinin zuhurunu tez eyle!
    Konu Qom_u_aşk tarafindan (https://www.velayet.online/member/3888-qom_u_a%C5%9Fk Saat 2 Gün önce ) degistirilmistir.
Hazirlaniyor...
X
UA-144742133-1