Duyuru

Çöküş
Henüz duyuru yok

Prof. Dr. Yusuf Kardavi'ye Açık Mektup

Çöküş
X
 
  • Filtrele
  • Zaman
  • Göster
Hepsini Sil
yeni mesajlar

    Prof. Dr. Yusuf Kardavi'ye Açık Mektup

    Bismihi Teala


    Ortadoğu’da sözün bittiği yerdeyiz kardeşlerim!


    İki aya yakındır Kuzey Afrika’dan başlayan ve Ortadoğu'ya yayılan halkların hak talebi hareketleriyle yatıp kalkıyoruz. Kimi zaman ırk ve mezhep ayrımı yapmadan Tunus’ta ve Mısır’da halkların kısmen de olsa haklarını kazanmalarına seviniyor kimi zaman yemen ve Bahreyn’de yaşananlara üzülüyor medya ve emperyalistlerin hatta bazı Müslümanların anlamlı sükut ve geçiştirmelerine şaşıyoruz.

    Sahi Saddam, Küveyt’i işgal ederken dünya kamuoyu gösterdiği tavırla bu gün Arabistan’ın ve diğerlerinin Bahreyn halkını katliam etmek için Bahreyn’i işgalleri arasında ne fark var acaba?

    Batı’nın tavrını anlamakta hiç zorlanmıyorum, çünkü 'vahşi'den adalet ve insanlık beklemek aptallıktır. Ancak, İslam Peygamberi Hz. Muhammed (saa) efendimizin ümmetine mensup olmakla övünen bazı zevatın zulme ve zalime bu kadar toleranslı ve mazluma bu kadar duyarsız kalmasını nasıl yorumlayabiliriz? Gasıp İsrail’de çocukların öldürülme olasılığına nakden gözyaşı dökenler Bahreyn ve Yemen’de dökülen onca kanın karşısında ne yaptılar hangi beyanatta bulundular?

    Halkın Tahrir Meydan’ında özgürlük mücadelesine bile ihtiyatla yaklaşıp önce sessiz kalan sonra zafer işaretleri görünce meydana koşanlar ve kahramanlık edasında bulunanlar A.B.D'nin tavrından başka bir tavır mı takındılar?

    Gazeteciliği bir şeref sayanlara ne demeli? Neden Bahreyn ve Yemen yok gündemlerinde? İsrail karşıtı Suriye’de bir cılız hareketi neden hemen manşetlere taşıyarak bayram havasına giriyorlar ve İsrail ile beraber zil takıp oynuyorlar..? Vicdanların sorusunu kimse cevapsız bırakamaz bir gün gelir mahcubiyetini yaşarlar.

    Geçelim bu soruları ve İslam Dünyası'nın en tanınmış simalarından biri Prof. Dr. Yusuf Kardavi’ye yazılan bir mektubu sunalım size. Aslında her şeyin cevabı bu mektupta saklı.

    Biliyorsunuz geçenlerde Bahreyn halk hareketi için “fitne ve mezhepçi bir isyandır” ifadesi kullanmıştı sayın Kardavi. Bu ifade de öncelikle mezhepçi taassubunu ortaya koymuş zalim Bahreyn rejimini, Sünni kabul ederek tüm Sünnileri zalim yanlısı gösterme yanılgısına düşmüş ayrıca hala Emevi zihniyeti olarak, egemen gücün zalim de olsa meşru oluşu görüşünde olduğunu ortaya koymuştur.

    Sayın Kardavi’nin bu ilk olmayan yanılgılarına Bahreynli bir alimin verdiği cevabı sizlerle paylaşıyoruz.

    Bu mektubu ricam üzerine tercüme etme zahmetini çeken kardeşim Vahdettin İnce’ye teşekkür ederim


    Hüccet-ul İslam vel-Müslimin Hacı Şeyh Kadir Akaras


    Bismillahirrahmanirrahim

    Saygıdeğer Prof. Dr. Yusuf Kardavi’ye…

    Esselamu aleykum ve rahmetullahi ve berekatuhu


    Saygıdeğer şahsınıza selam, yüksek ihtiram ve sağlığınıza dua ve sıhhat ve bol nimet temennisinden sonra bu mektubu kendi adıma ve nezih Bahreyn halkı adına gönderiyorum. Bahreyn krizi üzerine yaptığınız son konuşmaya ilişkin bir değerlendirme mahiyetindedir. Bu değerlendirmemize göz atmanızı, “onlar sözü dinler ve en güzeline tabi olurlar” ilay-i hitabın gereğince üzerinde düşünmenizi umuyoruz.

    Bizler Bahreyn’in Müslüman halkı olarak Prof. Dr. Yusuf Kardavi’yi bilinç, kültür, ilim bakımından belirgin bir örnek, cihad ve direnişe sembol olmuş bir şahsiyet, geniş ufuklu risalet düşüncesine sahip, Müslümanları; İslam üzere birliğe çağıran bir davetçi olarak biliriz. Ama Bahreyn’deki halk ayaklanmasına karşı çekinceli tutumunuz, onu bir mezhep kalkışması olarak nitelendirmeniz bizleri hayrete sevk etti, tutumunuzu yadırgadık doğrusunu isterseniz. Saygıdeğer Prof. Dr. Kardavi, yüksek müsaadenizle, bu mübarek devrimin bir ferdi, bütün ayrıntılarını ve aşamalarını bilen biri olarak bu meseleyi detaylı olarak izah etmek istiyorum. En başta belirtmeliyim ki Bahreyn devrimini mezhepçi bir ayaklanma olarak nitelendirmek, bu haklı meseleyi kavrayamayan, Bahreyn halkının dile getirdiği meşru talepleri karşılamaktan aciz rejimin yalan propagandasından başka bir şey değildir. Rejim, hakikatten kaçmak için bu tür talepleri çarpıtma, zihinleri bulandırma yoluna girmeyi yeğlemektedir. Bu nokta da akla gelen soru şudur: İslam davetçisi Profesor Doktor, nasıl böyle bir tavır takınabiliyor ve Bahreyn’deki ayaklanma mezhepçi bir kalkışmadır diyebiliyor? Şu ayet-i kerim'e ne diyeceksin: “Hakkında bilgi sahibi olmadığın şeyin peşine düşme. Şüphesiz kulak, göz ve kalp, bunların hepsi ondan sorumlu tutulurlar”? ayet-i kerim de “peşine düşme” deniyor. Ve zatıaliniz Prof. Dr. olarak alim ve arif bir kimsedir. Böyle iken Bahreyn’deki ayaklanmamızın mezhepçi olduğuna nasıl hükmettiniz? Eğer “bana öyle nakledildi” diyecek olursanız, o zaman “böylesine can alıcı bir meselede sadece nakledilen bilgiler yeterli bir delil sayılır mı?” deme hakkımız doğar. “haberleri dirayet kriterleriyle değerlendir, rivayet kriterleriyle değil” türünden bolca haber ulaşmıştır bize ve özellikle zatıaliniz bunları birinci elden bilecek birisiniz, ikinci elden değil. Bu durumda tutumunuzu insafla bağdaştırmak mümkün müdür? Size şunu söyleyebilirim, saygıdeğer Kardavi, ben ve benim gibi halkımızın Şii ve Sünni çocuklarından bir çoğumuz, bu ayaklanmamızda mezhebi ve etnik gerekçelerle harekete geçmedik. Bizim kültürümüzde, edebiyatımızda, şiarlarımızda ve hayat tarzımızda bunun aksini ispat edecek hiçbir şey bulamazsınız. Bizim kültürümüzün ana esası Kur’an-ı Kerim’dir. Bizim ilham kaynağımız şu ayet-ı kerime'dir: “hep birlikte Allah’ın cc ipine sarılın ve ayrılmayın. Allah’ın cc üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani bir zamanlar sizler düşmanlar idiniz de Allah cc kalplerinizi birbiriyle kaynaştırdı da onun nimeti sayesinde kardeşler oldunuz.” Çünkü bizzat ben biliyorum ki devrimimizin önderlerinin bazısı Şii, bazısı Sünni'dir. Aralarında laikler ve solcular da vardır. Dolayısıyla bu bir halk ayaklanmasıdır. Halk, haklarını istiyor ve mezhepçilikten büsbütün uzaktır. Mezhep çatışmasını körükleyen, fitne çıkması için elinden geleni ardına koymayan bizzat halkın son derece haklı ve adil taleplerini karşılamaktan aciz rejimin kendisidir. Halkın adil taleplerini karşılamak yerine böyle bir alçaklığa başvuruyor rejim.

    Bizim sloganımız; ''Şii - Sünni Vahdeti''dir, mezhepçilik değil, saygıdeğer Kardavi. Bu, devrimin başından beri böyle olmuştur. Hep birlikte yüksek sesle haykırıyoruz: “Sünni - Şii kardeştir, bu vatan hepimizindir”… meselenin teorik boyutu böyle. Pratik ve uygulama da ise işin özü şudur: hepimiz aynı 'din'in mensuplarıyız ve aynı halkın çocuklarıyız. Meselemiz birdir. Vatanımız birdir ve bu vatan hepimizindir. Bu vatanda herkes eşit olmalıdır. Devrimimiz ve hareketimiz barışçıdır ve sadece rejime karşıdır. Rejime de Sünni olduğu için değil, zalim olduğu ve baskıcı olduğu için karşı çıkıyoruz. Bahreyn’de Şiiler ve Sünniler (her yerde olduğu gibi) kardeştir, bizi birbirimize iman rabıtası bağlamaktadır. Vatan sevgisi bizi bir araya getirmiştir. Birbirimizi seviyoruz, birbirimizi kardeş biliyoruz, birbirimizle ahenk içinde hareket ediyoruz ve birbirimizi anlıyoruz, anlayış gösteriyoruz. Bu yüzden Bahreyn ortamında mezhepçilikten söz etmek zalimlerin fitnesini, cahillerin cehaletini dile getirmekten başka bir şey değildir. Allah cc Müslümanları bu fitnenin ve cahiliyenin şerrinden korusun ve bu hastalıktan uzak tutsun.

    Bir de buyurmuşsunuz ki, saygıdeğer profesor doktor, “Şiiler, Sünnilerin camilerini işgal etmişler!”…Ben, zerre kadar kuşku duymadan, bütün inancımla size söyleyeyim, bu sözün doğrulukla uzaktan yakından ilgisi yoktur. Bu yalanı size iletenler ne yazık ki sizi yanıltmışlar. Birbirlerinin camilerini işgal etmek Bahreyn halkının karakterine sığmaz. Bu yüzden söylediklerinizin doğruluğuna dair en ufak bir delil kesinlikle bulunamaz. Allah cc bizi ve sizi affetsin. Bir de diyorsunuz ki “devrim barışçı değil ve inci bulvarında direnenler barışçı değildirler”. Size anlatayım: Devrim, otuz günden fazladır inci bulvarını merkez ve start noktası edinmiştir. Bu bulva rda kanımız döküldü ve rejimin kurşunlarıyla yedi şehit verdik. Onların şiddetine ve kurşunlarına sadece çıplak göğüslerimizi siper ettik. Dünya alemin gözleri önündeki bu tablodan daha görkemli, daha göz kamaştırıcı bir barışçılık gösterilebilir mi?

    Saygıdeğer Kardavi, Bahreyn’de rejime karşı çıkışımızın kültürü, Kur’an’dan beslenmektedir ki adaletin zulme, iyiliğin kötülüğe karşı çıkışıdır ve Kur’an şöyle buyuruyor: “Eğer sen beni öldürmek üzere bana elini uzatırsan, beni seni öldürmek üzere sana el uzatmam. Ben alemlerin rabbi olan Allah’tan cc korkarım.” İnci bulvarında buluşmadan, inci bulvarına açılan yollarda toplanırken bunu açıkça söyledik ve sonuna kadar bu sözümüze bağlı kalacağız. Bu kutlu devrimimizde buna göre hareket edeceğiz, zaferin kıyılarına varıncaya kadar (barışçı, hep barışçı kalacağız). Nitekim buna göre hareket ettik de. Bir kere, silah taşımıyoruz. Kimseyi incitmedik. Bu yüzden size yakışan saygıdeğer Kardavi, şunu söylemenizdi: davasının adil olduğuna inanmaktan başka hiçbir şeyi bulunmayan bu halka rejim neden barışçı bir tutum takınmıyor?... Bütün alemin hayranlıkla bildiği halkımızın göz kamaştırıcı kültürünü duymadınız mı saygıdeğer doktor? Kültürümüz gereği biz yürüyüşlerde ve meydanlarda gül taşırız ellerimizde ve askerlere, polislere veririz. Bunu bütün dünya gördü. Dünya da bundan daha parlak bir medeniyet göstergesi, bir barışçılık kanıtı var mıdır? Medeni barışçılığı sergileyen bu tutumdan daha aydınlık bir örnek gösterilebilir mi?

    Mazlum halkımızın evlatlarının, uluslar arası yasalarda yasaklanmış delici, parçalayıcı silahlarla parçalanmış cesetlerini de mi görmediniz? Kin ve terör duygularıyla hareket eden rejimin kurşunları sonucu parçalanmış kafaları, ezilmiş bedenleri görmediniz mi? Rejimin uyguladığı terörü, barbarlığı, kan dökücülüğü, tutuklulara işkence uygulamasını hiç haber almadınız mı ki insan hakları örgütleri, uluslar arası hümanist kuruluşlar rejimin Bahreyn’de uyguladığı insanlık dışı işkenceleri, kanlı katliamları, her türlü savunma imkanından yoksun halkı ezmesini kınadılar? İlginçtir, Müslüman olmayan kuruluşlar, örgütler Müslümanların haklarını savunurken -şeyh’ul İslam- Kardavi, mezhepçilik gerekçesiyle bigane kalabiliyor!

    Biz yürüyüşümüzü barışçı bir şekilde başlattık ve hedefimize ulaşıncaya kadar da bu barışçı yöntemimize bağlı kalacağız.

    Şimdi Bahreyn’de halkın neden isyan ettiğini anlatalım:

    Bahreyn’deki halk ayaklanmasının Tunus’ta, Mısır’da, Libya’da ve Yemen’de başlayan Arap devrimlerinden hiçbir farkı yoktur. Bütün bu ülkelerde devrimin başlamasını sağlayan etken aynıdır. Hepsinin sebebi birdir. Zulme, bozgunculuğa ve diktatörlüğe başkaldırmak… Bu meseleye objektifleri bir nebze yöneltmek için diyoruz ki: bir yönetimin diktatör oluşunun, baskıcı bir yönetim sürdürmesinin işaretleri açıktır ve herkes rahatlıkla algılayabilir. Burada halkın görüşünün hiçbir değeri yoktur. Hükümetin teşkilinde seçim diye bir yöntemin esamesi okunmaz. Ne halkın siyasal olarak temsili, ne siyasal özgürlük söz konusudur. Hükümet bir kişinin görüşü doğrultusunda kuruluyor. Kanun koyan da kanunu istediği zaman değiştiren de odur. Halkın görüşü veya bakışı hiçbir önem arz etmiyor. Saygıdeğer doktor, bu, diktatörlük değil midir? Mesela başbakan Halife b. Selman, halkın iradesinin ve siyasal özgürlüğünün aksine yaklaşık kırk senedir bu makamı işgal ediyor.

    Gelelim; Bahreyn Hükümeti'nin zulmüne ve yolsuzluklarına:

    Hiç kuşkusuz açık belgelerin en göz önünde olanı, delillerin en kesini bir ülke de yolsuzluğun, insanlara işkence edildiğinin dillerden düşmemesidir ( ki Mekkeliler bunu en iyi bilenlerdir). Bu bağlam da yeryüzündeki en iğrenç ve en utanmaz rejim herhalde Al-i Halife rejimidir. Vahşi, kanlı, ilkel ve barbar bir rejimdir. Komplocu, yalancı bir düzen'dir. Suçsuz insanları hapse atan, asılsız suçlamalarla haklarını ellerinden alan, düzmece senaryolarla gerekçeler üretip insanlara işkence eden, zindanlarda her türlü yöntemlerle insanların onurlarını ayaklar altına alan bu rejimin tarihte bir eşi görülmüş değildir. Al-i Halife zindanlarında uygulanan insanlık dışı işkencelerin kurbanlarından biri de benim. Bedenim bunun kanıtıdır. Vücudumun yirmiden fazla yerinde işkence izleri vardır. Elim de insan hakları kuruluşlarından, hümanist örgütlerden alınmış somut belgeler vardır. Bu örgütler rejimin bu uygulamalarını kınamışlardır. Günahsız Bahreyn halkının yüzlerce evladı bu tür işkencelere maruz kalmıştır. Tutuklulara işkence uygulanmasına razı mıdır saygıdeğer Kardavi? İslam buna cevaz verir mi? Kamu malının çalınmasına, Bahreyn topraklarının üçte ikisine el konulmasına İslam dini cevaz veriyor mu?

    Saygıdeğer Kardavi, biliyor muydunuz acaba, Bahreyn topraklarının %67 sinin al-i halifenin elinde, geri kalan üçte birinin de Şii’siyle Sünni’siyle bütün halka bırakıldığını?

    Bilmem saygıdeğer Kardavi bilir mi, kamu malının, ülke hazinelerinin al-i halifenin ceplerine girdiğini, halkın da perişanlık, yoksunluk içinde yaşadığını?

    Bahreyn’de olup bitenlerin mezhepçilikle veya dış güçlerin kışkırtmasıyla bir ilgisi yoktur. Mezhepçilik ölümcül bir hastalıktır, bunu biliyoruz. Araplığımızın göstergesi vatanperverlik damarlarımızdaki kan gibidir. Hiç kimsenin iç işlerimize karışmasına da izin vermeyiz. 14 şubat devrimi vatansever bir devrim'dir, şerefli bir kalkışma'dır ve sebepleri, yöntemleri ve hedefleri itibariyle temiz'dir. Onurlu Bahreyn’in Arap halkının yolsuzluklara, diktatörlüğe ve zorbalığa karşı başlattığı bir devrim'dir.

    Saygıdeğer Prof. Dr. Yusuf Kardavi, hakkımızı eksiltmemenizi, halkımıza haksızlık etmemenizi ve hakkımızda kötü zan beslememenizi umuyoruz. Ulu Allah cc şöyle buyuruyor: “insanların eşyasını eksik tartmayın”…

    Vesselamu aleykum verahmetullahi ve berekatuh.


    21/3/2011

    Hüccet-ul İslam vel-Müslimin Hacı Şeyh Muhammed Habib Mikdad

    Ez Zehra Yetimleri Koruma Vakfı Başkanı
    Tevekkülle elde edilen sırlar; bir tek yakîn haddini bilenlere mahsustur.

    Hakikî Şialarımız da yakîn sınırını koruyanlardır, ki onlardan «Allah'ın varlığı sayesinde hiçbir şeyden korkmamaları»nı bekleriz!


    İmam Cafer-i Sadık (a.s)

    #2
    : Prof. Dr. Yusuf Kardavi'ye Açık Mektup

    kardavinin fitne cikarticak mesaji aynen foruma koyuyorum.
    El Kardavi, Bahreyn’de gerçekleştirilen gösteriler ile ilgili açıklama yaptı. GÜNCELLENDİ
    20 Mart 2011 / 13:12
    Reklam
    Dünya Müslüman Alimler Birliği başkanı Dünyaca ünlü “Yusuf el Kardavi”, Mısır ve Libya'daki halk ayaklanmalarına tam bir destek vermiş ve buradaki halkların gösterisini zulüm ve fesadın karşısındaki cihada benzetmişti. Hatta Kaddafi için ölüm fetvaları vermişti. Ancak bu defa önceki duruşunun tam aksi yönünde bir tutum sergileyerek kendisiyle çelişerek Suudi Arabistan zalim devletiyle aynı çizgiye bürünerek Bahreyn halkının devrimini fitne olarak nitelendirdi!

    Yusuf el Kardavi, dün Katar'ın başkenti Duha'da Cuma namazı hutbesinde yapmış olduğu konuşmada dinleyicilerine “Bahreyn halkı ile Mısır ve Libya halkları arasında ne gibi bir farklar olduğunu açıklamadan” şu iddia da bulundu: Bahreyn de olanlar halkın devrimi değildir. Bilâkis fırka ve zümrelerin devrimidir! Ve bu ülkede olanlar Tunus, Libya ve Mısır'daki sürece hiç benzemiyor,” dedi.

    Oğlunun Şia olmasından dolayı Şia'ya karşı ön yargılı olan Kardavi Tunus, Mısır, Yemen ve Libya da olan devrimlerin hepsi zalimlere karşı olan halk ayaklanmalarıydı, oysa Bahreyn devrimi öteki Arap ülkelerinin devrimleriyle farklılıklar arz etmektedir iddiasında bulundu.

    Kardavi yıllardır okuduğu İslami öğretilerden anladığı çerçevede açıklamalıdır: “Acaba -Bahreyn'de çoğunluk olan ve son yıllarda yabancılara vatandaşlık vererek Bahreyn'i Sünnileştirme politikalarıyla bu oranı yüzde yetmişlere kadar getirmiş kana susamış -Al-i Halife rejimiyle, Kaddafi ve Mübarek arasında ne fark var? Acaba Mübarek bu konuda hatta Al-i Halife'den daha olumlu davranmamış mıdır? Acaba Kur'an ve sünneti nebevîye göre zalim ve kan içiciler arasında bir fark var mıdır?”

    Kardavi, bu açıklamaları Bahreyn'in Şia ve Sünni halkının ayrımcılık, zorbalık mezhep ayrımcılıklarına karşı hak talebinde bulunduğu bugünlerde yaptı.

    Kardavi, ayrıca inci meydanındaki gösterilerin barışçı olmadığı iddiasında da bulundu!

    Hâlbuki tüm gözlemci ve haber kaynakları bir aydan bu yana devam eden gösterilerin ilk gününden itibaren barışçı olduğu konusunda ittifak etmiş durumda. Bölgeden gelen görüntü ve resimler de bunu doğrulamaktadır. Eğer olaylar yakından incelenirse en barışçı gösterilerin Bahreyn'de gerçekleştiği görülecektir. Ayrıca Bahreyn'deki gösteriler devrimin yıkılması yönünde değildi, tam tersi şu ana kadar verilmeyen hakların verilmesi ve ayrımcıkların kaldırılması yönündeydi. Öteki devrimlerin aksine. Kardavi'nin bu açıklamaları Şia'ya karşı önyargılı olduğu için hak ve adaletten ne kadar sapabildiğinin bir kanıtıdır.
    ABNA.İR / tevhidhaber

    Yorum Yap

    YUKARI ÇIK
    Hazırlanıyor...
    X