Velayet.Online'a

Hemen üye olabilirsiniz.

Duyuru

Collapse
No announcement yet.

İmam Hamanei'nin Hayatı (2)

Collapse
X
 
  • Filtrele
  • Zaman
  • Göster
Hepsini Sil
new posts

  • İmam Hamanei'nin Hayatı (2)

    Bismillahirrahmanirrahim

    2. BÖLÜM

    MÜCADELE HAYATI

    Devrim Öncesi Dönem



    Ayetullah Hamenei, kendini devamlı olarak fıkıh, usul ve siyasette İmam Humeyni’nin talebesi ve izleyicisi olarak tanıtırdı. İlk gençlik yıllarından beri siyasal mücadelenin içinde faal olarak yeralan Ayetullah Hamenei’nin hayatı irşad ve cihadla doludur. İmam Humeyni’nin 1962 ‘de başlattığı İslami hareket ve kıyamın ilk gününden bu yana bir an bile mücadeleden geri kalmayan Seyyid Ali Hamenei mücadeleye katılış hikayesini şöyle anlatır: ”Mücadele ve siyasi hayata atılmam 1952-53 yıllarında gizli bir gücün beni merhum Nevvab Sefevi’ye doğru itmesiyle başladı. Birgün Şehid Nevvab Sefevi bulunduğum medreseye gelerek çok ateşli bir konuşma yaptı. Bu konuşmada, İslam’ın ihyası, İslami uyanış ve ilahi hükümlerin beşer hayatında hakimiyetinin zarureti; Şah ve İngilizlerin İran halkına yönelik yalan ve komploları gibi konular üzerinde vurgulama yaptı. O andan itibaren Şehid Nevvab Sefevi vasıtasıyla kalbimde ve ruhumda İslam devrimi ümidi doğmuşdu. Evet, kalbimizde devrim ateşini ilk kez Şehid Nevvab Sefevi yaktı. 1954-55 yıllarında Meşhed’de mücadeleyi başlattık, şöyle ki; Farruh adında bir kişi Meşhed’e vali olarak atanmıştı. Bu adam İslam’ın zahirine ve müslümanların en yaygın inançlarına bile saygı göstermiyordu. Matem ayları olan Muharrem ve Sefer aylarında Meşhed’deki tüm sinemalar gelenek üzere kapalı tutulurdu. Ama bu vali, Muharrem’in ondördüncü günü sinemaları halka açınca halkın tepkisiyle kaşılaştı ve baskılar sonucu Muharrem ayının yirmisine kadar sinemaları kapatmak zorunda kaldı. Halkı irşad ve aydınlatma mücadelesini o sıralar bir kaç kişi bir araya gelerek başlattık. Düzenlediğimiz toplantılarda ve yayınladığımız bildirilerde “emr-i bil maruf ve nayh anil münker” ( iyiliği emretme ve kötülükten alıkoyma) vazifemizi yerine getiriyor, halkı Şahlık rejiminin mahiyeti hakkında aydınlatıyorduk. Nevvab Sefevi’nin şehadet haberi Meşhed’e ulaştığında okuduğumuz medrese avlusunda toplanarak Şahlık rejimi aleyhinde sloganlar atmak suretiyle itirazımızı ortaya koyduk. O sıralar ulema içerisinde sadece Ayetullah Hac Şeyh Haşim Kazvini, Nevvab’ın şehadetine açıkca tepkisini ortaya koydu ve rejimi şiddetle eleştirerek şöyle bir ifade kullanmışdı : “Ülkede sürdürülen küstahlık öyle bir yere varmıştır ki, Peygamber (s.a.a)’ın evladı ( Seyyid Nevvab) gerçekleri dile getirme sonucunda şehid edilmektedir.”

    Kum ilim havzası 1962 yılında İmam Humeyni’nin nidasıyla ayağa kalktı. Bu ilim, takva, cihad ve şehadet merkezinde başka bir coşkunluk meydana geldi. Alimler ve talebeler halis bir gayret ve yiğitlikle İmam’ın konuşma ve yol gösterici çıkışlarını İran’ın en ucra köşelerine taşıyor ve hizbullahi halk kesimlerinin yardımıyla öncü ulemanın bildirilerini basıp yayınlıyorlardı. Bu coşku ve heyecen başka ilim havzaları ve dini merkezlere de aktarıldı. Bu merkezlerin en önemlilerinden biri Meşhed ilim havzasıydı.
    Ayetullah Hamenei, bu alanda yapıcı bir rol üstlenerek Kum’daki faliyetlerini yanısıra Meşhed uleması ve talebeleriyle ilişkilerini güçlendirir.

    Nitekim 1963 yılında İmam Humeyni tarafından 15 Khordad ( 5 Hazıran 1963 ) kıyamıyla ilgili olarak üç ayrı mesaji Meşhed uleması ve halkına ulaştırmakla görevlendirildi. Bu mesajlardan birincisi alimler, hatipler, cemaat imamları ve dini heyet başkanlarına hitaben yazmış olduğu, Feyziye Medresesi’ne saldırılar ve İsrail meselesiyle ilgili mesajdı. İkinci ve üçüncü mesajlar ise zamanın önde gelen alimlerinden Ayetullah el- Uzma Milani (r.a) ve başka bir alim içindi; bu mesajlar, mücadelenin artık aleni olarak Muharrem ayında başlatılacağına dair mesajlardı.
    Ayetullah Hamenei, bu seferi sırasında yol üzerindeki şehirlere uğrayarak cami minberlerinden yaptığı konuşmalarda bu mesajların içeriği ile ilgili halka aydınlatıcı açıklamalar yapıyor ve kıyam tohumlarını ekmiş oluyordu.
    O yılın Muharrem ayı halkı aydınlatmak için uygun bir fırsattı. Bu ay boyunca İmam Humeyni’nin planladığı üzere ulema ve talebeler çeşitli şehir ve kasabalara dağılacak, Muharrem ayın birinden altıncı gününe kadar minberlerde genel konular konuşulacak ve yedinci günden itibaren rejimle ilgili gerçekler açıklanacak güncel meseleler, toplumsal ve siyasal durum, Feyziye Medresesi’ne saldırı, Şah’ın hileleri ve şeytani yüzü halka beyan olunacaktı.
    Yapılan görev taksimine göre Ayetullah Hamenei, zamanın başbakanı olan Esedullah A’lem’in şehri ve rejimin kalelerinden sayılan Bircend şehrine giderek Muharrem ayının üçünden itibaren minberlerden halkı aydınlatıcı hitabelerine başlar ve hareket böylece başlamış olur. Yedinci gün kalabalık cemaata hitaben yaptığı konuşmada Kum’daki Feyziye Medresesi’ne, Şahlık rejimi tarafından yapılan saldırı ve zulmü açıklayınca, din büyüklerine yapılan hakaretleri ilk defa duyan halk, şiddetle ağlamak suretiyle itirazlarını ortaya koyar. Ayetullah Hamenei, bununla ilgili olarak şöyle der: “ Minberden indiğimde cemaat etrafımı sardı, rejim güçleri tarafından tutuklanmamı engellemek amacıyla beni camiden öylece dışarı çıkardılar.”
    Bu konuşma şehirde bomba etkisi yapar ve ertesi gün kalabalık bir grup bir evde toplanarak güncel konularla ilgi daha fazla açıklama yapmasını isterler ve aydınlatıcı beyanlar böylece devam eder. İki gün içerisinde şehrin çehresi tamamen değişir ve halk daha ayrıntılı bilgiler almaya hazırlanmış olur. Muharrem’in dokuzuncu ( Tasua) günü sabahı yaptığı ateşli konuşma rejim güçlerini derinden kaygılandırır. Tasua ve Aşura günleri alimleri tutuklamaktan kaçınmalarına rağmen Ayetullah Hamenei’yi susturmak için tutuklamaktan başka çare bulamazlar. Ayetullah Hamenei”yı tutuklayarak önce Savak’a sonra tahrib olmuş bir cezaevine sevk ederler. Zaruri ihtiyaçlarından bile mahrum bırakılan Ayetullah Hamenei’nin bu zindanda sakalı traş edilir, kerpiç taşıma, kazma ve kürekle yer kazma ve ot yolma gibi abes işlere zorlanır ve on gün boyunca bir takım ruhsal işkencelere tabi tutulduktan sonra serbest bırakılır. Serbest bırakıldıktan sonra dava arkadaşlarıyla yaptıkları değerlendirmeler doğrultusunda daha güçlü ve yaygın bir şekilde çeşitli şehirlere giderek halkı aydınlatma hareketini sürdürme kararı alırlar. Kendisi bu konuda şöyle diyor:” Dostlarla yaptığımız toplantıda daha dakik ve hesaplı bir şekilde ülkenin çeşitli noktalarına giderek gerçekleri beyan etmeye karar verdik. Baskı haddi aşmış, rejim hareketi bastırmak için daha bir hazırlıklı görünüyordu. 15 Khordad kıyamında halka yönelik katliam ve cinayetler bazılarını muhafazakarlığa sevketmiş olsa da mücadelecileri daha bir bilenmiş olarak daha fazla direniş ve daha büyük cihada davet ediyordu. Büyük şehirlerden en ucra köylere kadar ülkenin her bir yanında servet ve zor güçleri nerde halkın namus ve inançları üzerinde tasallut kurmuşsa İmam’ın öğrencilerinden biri korkusuzca ortaya çıkıyor Şahlık rejiminin işkencelerine maruz kalmak pahasına gerçekleri halka açıklıyordu.”
    15 Khordad kıyamı ( 5 Hazıran 1963 ) ve İmam’ın zindana sevk edilmesi akabinde ortaya çıkan hassas zamanda düzenlenen bu seferler ve toplu hareketler oldukça önemliydi. Ülke sathında koordinalı bir şekilde sürdürülen bu aydınlatma hareketi, rejimi çaresiz bıraktığı, korkuttuğu gibi daha şiddetli tepkiler göstermeye sevketmişti.
    1963 yılı Ramazan ayı Şah’ın sahte referandumunun yıldönümüne rastlıyordu ve İmam (r.a) zındanda bulunduğu için halka tebliğ ve irşad programı öğrenciler ve dindar kesimlerce yapılacaktı. Ayetullah Hamenei bu dönemle ilgili olarak şöyle diyor: “ Otuz kişilik bir talebe grubuyla Kum’dan hareket ettik, arkadaşlar birer birer yol üzerindeki şehirlerde iniyorlardı. Otobüs Kirman’a vardığında ben son kişi olarak indim.”
    Kirman’da bulunduğu iki-üç gün boyunca ulema, talebeler ve mücadeleci kişilerle yaptığı görüşmelere ilaveten aydınlatıcı konuşmalar yapan Ayetullah Hamenei oradan Zahidan şehrine hareket eder. Zahidan merkez camiinde vaaza başlar ve halkın büyük ilgisiyle karşılaşır. Hz. İmam Hasan (a.s) veladet günü olan Ramazan ayının onbeşinde oldukça derin içerikli bir konuşma yapar ve aynı günün akşamı Savak tarafından tutuklanarak uçakla Tahran’a oradan da ağır işkenceleriyle meşhur “ Kızılkale” zindanına aktarılır. Tek kişilik hücrede iki ay süreyle korkunç işkencelere, tehditlere ve ihanetlere maruz bırakılır. Serbest bırakıldıktan sonra ilk iş olarak Tahran’da “ Kayteriye’de” bir evde göz hapsinde tutulan İmam Humeyni’yi ziyaret eder ve onbeş dakika kadar İmam’la görüşme imkanı bulur. Görüşmeyi kendisi şöyle anlatır: “İmam’ı görünce başımdan geçenleri unuttum ve sevinçten ağladım ve İmam bana çok lütufta bulundu. İmam’a arz ettim ki, geçen Ramazan ayında sizin yokluğunuzdan dolayı gerektiği gibi yararlanılamadı. Bunun için daha şimdiden gelecek Muharrem ayı için hazırlık yapmalıyız.”

    Teşkilatlanma Dönemi

    Geçen bu dönem boyunca kazanılan tecrübeler uzun süreli mücadele için teşkilatlanmanın zaruretini ortaya koymuştu. İlişkilerin sağlığı, imkanların koordinesi, faaliyetlerin istişare ve düşünce birliği içinde sürdürülmesi için Kum’da mücadeleci şahsiyetlerle bir toplantı düzenlenir, Ayetullah Hamenei’ye ilaveten, Ayetullah Mişkini, Şehid Ayetullah Kuddusi, Merhum Ayetullah Rabbani Emlaşi, Şehid Ayetullah Rabbani Şirazi, Ayetullah Haşimi Rafsancani, Ayetullah Misbah Yazdi, Ayetullah Azeri Kumi ve Ayetullah İbrahim Emini gibi alimlerin katılımıyla teşkilatın tüzüğü hazırlanır. Ayetullah Misbah Yazdi teşkilatın sekreterliğine seçilir, tüzük ve toplantı tutanakları vs belgelerin korunması görevini üstlenir. 1965 yılında Ayetullah Azeri Kumi’nin Savak tarafından tutuklanması, evinde yapılan aramada teşkilat tüzüğünün bulunması ve ağır işkencelere maruz bırakılması ardından üyelerden bazıları yakalanır ve Ayetullah Hamenei ile bir kısım üyeler de kaçmayı başarırlar.
    Daha önce “Gelecek İslam’ındır” adlı kitabı tercüme ettiği ve kitabın önsözünde ve dipnotunlarında Savak’ın gerçek yüzünü ortaya koyduğu için tutuklama emri çıkarılan ve Meşhed’den ayrılan Ayetullah Hamenei Tahran’da kalmayı tercih eder ve bir süre Ayetullah Misbah Yazdi ve Ayetullah Rafsancani ile birlikte Tahran’da kalır.1966 yılında tutuklulardan bazılarının serbest bırakılmasıyla olay eski şiddetini kaybeder ve Ayetullah Hamenei Meşhed’e gider. Meşhed’de bulunduğu süre içerisinde irşad faaliyetlerini artırınca 1967 Nisan ayında sözkonusu kitaptan dolayı Savak tarafından yeniden tutuklanır ve cezaevine sevk edilir. Cezaevinde yargısız tutulduğu dört ay boyunca ağır işkencelere karşı direnen Ayetullah Hamenei, kendi ifadesiyle Allah’ın yardımıyla baskı ve işkencelere teslim olmaz ve Savak onu serbest bırakmak zorunda kalır.
    Serbest bırakıldıktan sonra Kum veya Tahran’a gitmek yerine Meşhed’de kalmayı tercih eder, Meşhed’de kalarak talebeler, üniversite öğrencilere ve dindar gençlere yönelik ayrı ayrı bilimsel ve Kur’an tefsiri dersleri düzenler. Çok geçmeden bu dersler mücahid ve devrimci gençlerin merkezi durumuna gelir. Bu derslerin amaçlarından biri de imanlı, liyakatli ve teşkilatcı simaları ortaya çıkarmak, toplumsal faaliyetlere yöneltmekti.
    Ve nitekim o sırada Firdevs şehri ve etrafında meydana gelen depremden hemen sonra Meşhed uleması ve dindar esnafın yardımıyla ve talebeleriyle birlikte deprem bölgesine koşan ve orada “Ulema Yardım Komitesini” kuran Ayetullah Hamenei, bu konuda şöyle diyor: “Mücadelenin ruhuna derinden inanacak ve bu yolda gayret edecek öncü bir grup talebe yetiştirilmesi gerektiği düşüncesindeydim. Bu konu üzerinde çalışmaya başladım. Ders programları devam ederken Firdevs depremi vuku buldu ve dostlara bölgeye gitmeyi teklif ettim, kabul gördü. Ayetullah Tabesi, Şehid Haşiminejad, esnaftan bir grup ve talebelerden bir grupla yetmiş-seksen kişilik bir ekip ve on-onbeş yardım arabasıyla birlikte deprem bölgesine gittik. Orada bulunduğumuz 10-15 gün içerisinde halk benim ismimi İmam Humeyni’nin ismiyle karıştırmıştı, bunun için etraftaki köylerin ahalisi İmam’ı görmek için bölgeye akın ediyordu. Belliydi ki, İmam’ı tanımayan bölge yokdu, İmam’ı seven sadece biz talebeler değildik. En ucra köylere kadar Humeyni adı sevilen bir ad idi. Benim Humeyni olmadığım sonunda ahaliye anlatıldı ama ilginçtir ki, rejim derinden kaygılanmaya başlamışdı. Bölgede bir jandarma birliği vardı ve polis güçleri bizi zorla bölgeden çıkarmak istedi ve tehditler savurmaya başladılar. Biz ise bölgeden ayrılmayacağımızı belirttik, ekiptekilerden bazıları korkmaya başlayınca ben, korkmamalıyız, çünkü biz halka yardım amacıyla geldik, halk bizim yanımızdadır, Kızılayın verecek birşeyi yok, olsa bile vermezler, dedim ve pratikte de öyle oldu. Tağutun gönderdiği memurları daha fazla direnemediler ve geri döndüler, biz de işimize devam ettik.”
    Bilimsel faaliyetleri, ders programları, toplumsal hizmetleri ve siyasal mücadelesi artık Ayetullah Hamenei’yı mücadelenin Meşhed kolunun ekseni haline getirmişti. İran’ın her yanından onunla temasa geçiliyor, o da başka bölgelerle irtibat halinde bulunuyordu. Bu duruma daha bir duyarlı yaklaşan Savak, onun Kur’an Tefsiri derslerni defalarca tatil ediyor, bir süre sonra başka bir yerde daha görkemli dersler düzenleniyordu. Bu teşebbüsler rejimin gerçek yüzünü ortaya koyduğu gibi halkın zalim rejime karşı direnci üzerinde olumlu etkiler bırakıyordu. Bazen ise onu göz hapsinde tutarak halkın onunla ilişkiye geçmesini engelliyor ve bunda israr edenleri ise fişliyorlardı.
    Ayetullah Hamenei’nin konuşmaları ve tavırları artık başka şehirlere de yayılmış, Tahran, İsfahan, Kirman, Yazd gibi birçok şehirlerden konuşma yapması için davet edilmekteydi.
    Tahran’da Şeyh Abdulhüseyn medresesinde 1969 yılı Ramazan ayında yapmış olduğu konuşmaları oldukça etkili olmuştur. O zamana kadar İslami çevrelerdeki faaliyetler “Ulema Hareketi” adıyla anılırken ilk kez Ayetullah Hamenei bu mederesede yirmi gün boyunca “ Devrimin Temelleri ve Şartları” adlı konuyu gündeme getirmek suretiyle “ İslam İnkılabı” veya “İslam Devrimi” terimlerini kullanmıştır.
    Ayetullah Hamenei sadece konuşmalarıyla değil telif ve tercüme ettiği kitaplarla da İslami düşünceyi yaymada etkili oluyordu. “İmam Hasan’nın (a.s) Sulhu”, “Gelecek İslamındır”, “Hindistan Hareketinde Müslümanlar” adlı tercüme kitapları ve telifleri gençlere inkilab ruhunu aşılayan eserlerdir. Bu kitaplardan dolayı 1969 yılında Kum’da defalarca tutuklanan Ayetullah Hamenei her defasında delil yetersizliğinden serbest bırakılmıştır.
    Ayetullah Uzma Hekim’in 1970 yılında vefatıyla birlikte İmam Humeyni’nin merceiyeti gündeme gelince İmam’ın çizgisindeki mücadeleci ulema yeni bir coşkuyla irşad faaliyetlerini artırınca Şahlık rejimi Ayetullah Hamenei’yi yeniden tutukladı. Bu mücahid alimin tutuklanması Meşhed başta olmak üzere ilim havzalarında büyük yankı uyandırdı ve devrimci düşüncelerin genç talebeler arasında yayılmasına bir nevi ivme kazandırdı.
    İlim havzalarındaki bu gelişme ister istemez ünüversite öğrencileri başta olmak üzere genç nesil üzerinde olumlu etkiler bırakıyor ve dindar çevrelerin ulemayla işbirliği ve dayanışması gün geçtikçe artıyordu. Tutuklanmadan önce Meşhed bazarında “Türkler Camisi “ olarak tanınan “Sıddıklar Camiinde” tefsir dersleri başlatan Ayetullah Hamenei genç nesli irşad faaliyetlerini hızlandırınca tekrar tutuklanır ve dört ay sonra serbest bırakılınca da Tahran’da mühendislerin İslam derneği tarafından düzenlenen toplantılarda “ zalim sultana karşı mücadele” konulu konuşmalar yapar. Bu konuşmaların etkisiyle birçok gençlik kuruluşu ve bu cümleden olarak sonraları “Halkın Münafıkları” diye tanınan “Halkın Mücahidleri”örgütü Ayetullah Hamenei ile ilişkiye geçerler.
    Zalim Şahlık rejiminin 2500. yılı kutlamaları sırasında silahlı gruplarca elektrik ana kulesine düzenlenen infilak eylemleri ardından 1971 yılında yeniden tutuklanan Ayetullah Hamenei bu defasında ağır işkencelere tabi tutulur ve kapkaranlık bir hücreye kapatılır. Bunca işkence ve baskıya yiğitce direnen bu mücahid alim yaklaşık iki ay sonra serbest bırakılır. Zindandan çıktıktan hemen sonra Meşhed’de İmam Hasan camiinde irşad faaliyetlerini başlatır ve kısa sürede bu cami, halkla ve mücadeleci kesimlerle irtibat merkezine dönüşür. Bir süre sonra Meşhed’in en kalabalık cemaatlerinden birine sahip “Keramet Camiine” imamlık yapması için davet edilir ve bu nisbeten büyük camiye yönelik akınlarından endişelenen Savak çareyi camiyi kapatmakda görür.
    Ayetullah Hamenei’nin dönemindeki irşad faaliyetlerini, öncü ulemadan Şehid Mutahhari ve Şehid Bahuner de yakından izlemiş ve derslerin etkileyici yönüne dair sevinçlerini dile getirmişlerdir. Ve yine merhum Ayetullah Talagani bir konuşmasında bu faaliyetlere değinerek şöyle diyordu : “Ayetullah Hamenei geleceğin ümididir. Meşhed’e gittiğinizde onu mutlaka ziyaret ediniz.”
    Halkı irşad ve gençleri aydınlatma faaliyetlerini aralıksız sürdüren Ayetullah Hamenei’ye daha fazla tahammül edemeyen Savak, cami kapatmak, ilim faaliyetlerini sınırlandırmak ve göz hapsinde tutarak halkla ilşkilerini kesmek gibi hangi yola baş vurduysa başarısız kaldığını anlayınca çareyi onu tekrar zindana tıkmakta görürü. 1974 yılında onu Tahran’a korkunç işkenceleriyle meşhur ve “Bozgunculukla Mücadele Komitesi” diye anılan işkence merkezine aktararak tek kişilik hücreye kapatır. Bu dönemde aynı merkezde bulunan Şehid M.Ali Recai şöyle diyor: “Komitede bulunduğum 1974 yılı günleri gerçekten de tam bir cehennemi andırıyordu. Bütün hücrelerden sabaha kadar ağlama ve inilti sesleri geliyordu. Sabahtan akşama kadar da öyleydi. Burada sanki, “... ne ölüyorlar , ne de sağ kalıyorlar..” ayeti yeniden tefsir ediliyor ve doğrulanıyordu. Orada tutulanlara ne ölü denilebilirdi, ne de canlı, çünkü ölüm sınırına gelinceye kadar işkence ediyorlar, ölmemesi için ara veriyorlar biraz canlanınca yeniden dövüyorlardı. Komitede akla gelebilecek her türlü işkence vardı. Ben 18 nolu, Ayetullah Hamenei ise 20 nolu hücredeydi. O işkenceler karşısında çok mukavim ve muhkemce direniyordu. Birgün lavaboda yüz yüze geldik oldukça neşeli ve dimdik duruyordu.”
    Marksistlerin, solcuların, münafıkların ağır işkenceler karşısında bir bir döküldükleri o günlerde İmam’ın talebeleri ve izleyicileri “ ser veririz ama sır vermeyiz” misali rejimin memurlarını çıldırtırcasına direniyorlardı. 1975 yılında Jimmy Carter’ın başkan olmasıyla efendisi Amerika’nın emriyle taktik değişikliği yapan Şah, Ayetullah Hamenei’nin de içinde bulunduğu bir grubu 1975 kışında serbest bırakır. Meşhed’e dönen Ayetullah Hamenei yılmak yorulmak bilmeyen mücadelesine bıraktığı yerden ve bu defa daha ağır bir sorumlulukla başlar. Çünkü İslami hareket, münafıklıkları sonradan ortaya çıkan “Halkın Mücahidleri” tarafından başka yönlere saptırılmak isteniyordu. Bu durumda, asıl düşman Şahlık rejimine karşı mücadele verilirken, inhiraf ve çizgiden sapmalar konusunda da mücadeleci müslümanlar irşad edilmeliydi. Rejimin faydalanmasına fırsat verilmeyecek şekilde hareketi saptırma fitnesine dair açıklamalar yapan Ayetullah Hamenei bir yandan da İslami bir teşkilatın gerekliliğini vurguluyordu kendisi bu konuda şöyle diyor: “ 1977 yılı yazında Merhum Ayetullah Rabbani Emlaşi, Ayetullah Muvahhidi Kirmani ve ben oturup konuşurken mücadeleci alimlerin teşkilatlanmasının zarureti vurgulandı. İşin içinde Beheşti olursa başarılı olunabileceği söylendi. Tefavuk işte Şehid Beheşti ve Şehid Bahuner o sırada Meşhed’de bulunuyorlardı. Bu azizlerin de katılımıyla yaptığımız toplantıda İslami bir teşkilatın temeli atılmış oldu.”
    O sıralar zindanda bulunan Haşimi Rafsancani gibi alimlere de bu haber ulaştırılır ve hepsi bunu kabul ederler. Şehid Mutahhari aynı yıl Necef’de bulunan İmam’ın mesajına binaen mücadelenin öncülüğünü yapan alimleri bir araya toplar. 1977-78 yıllarında düzenlenecek geniş çaplı gösteriler böylece koordinalı bir şekilde sürdürülür.
    İslam İnkilabı’nın halk kitlelerince sahiplenildiği 1977 yılında Ayetullah Hamenei’yi tutuklayan Savak bir kaç gün sonra onu ülkenin güney-doğusunda yeralan İranşehir’e sürgüne gönderir. Bu şehire varır varmaz faaliyetlerine başlar ve ilk iş olarak Şii ve Sünni müslümanlar arasında güçlü bir vahdet için iki mezhep alimlerini harekete geçirir ve bu sahada önemli başarılar elde eder. Ve yine o yıl İranşehir’de meydana gelen depremin yaralarını sarmak için İslam uleması ve mücadeleci gençleri seferber eden Ayetullah Hamenei’nin bu teşebbüsünün bıraktığı olumlu sonuçlar Savak’ı bile hayrete düşürür. Bir yıl süren bu sürgün hayatı, İnkılab’ın yaygınlaşması ve kontrolün rejimin elinden çıkmasıyla sona erer ve Ayetullah Hamenei Meşhed’e dönerek mücadeleyi sürdürür.


    Hüccet-ul İslam vel-Müslimin Sabahattin Türkyılmaz
    Tevekkülle elde edilen sırlar; bir tek yakîn haddini bilenlere mahsustur.

    Hakikî Şialarımız da yakîn sınırını koruyanlardır, ki onlardan «Allah'ın varlığı sayesinde hiçbir şeyden korkmamaları»nı bekleriz!


    İmam Cafer-i Sadık (a.s)
Hazırlanıyor...
X
UA-144742133-1